3 Haziran 2018 Pazar

Erzurum.......

Bir gün eşime,  “canım sadece kadınların  olduğu bir tura katılmak  istiyor” dedim.  O da  "neden bensiz?" diye sordu. O an verecek cevap da bulamadım doğrusu.:)

Birkaç gün sonra İstanbul’dan dünürüm telefonla aradı.” Kadın kadına gidilecek  bir gezi hazırladık ve katılmanı çok istiyorum” dedi. Gezilecek yerlerin rotasını anlattı. İstanbul’dan Erzurum’a hava yolu ile, Erzurum’dan karayolu ile Artvin’e orada bir gece kalıp ertesi gün Kars’a gidilecek.  Kars’ta iki gün kaldıktan sonra havayolu ile İstanbul’a dönüş yapılacak. Tabi ki hemen evet deyip, Balıkesir’den İstanbul’a yol gider hanımlara deste deste gül gider şarkısı eşliğinde gideceğimiz güne göre hazırlığımı yaptım.:)))  (Ne kadar yürekten istemişim diye düşünmeden de edemedim.)

29 Nisan sabahı Istanbul'dan 2 saatlik bir uçuşla sabah saat 8.30 da  Erzurm’a vardık. Ama buruk bir varış oldu. Çünkü; 29 kişilik bir arkadaş grubundan 8 arkadaşımız İstanbul hava limanında kaldı.

Check-in kuyruğunun kalabalık olması, personelin ağır çalışması, hatalı bilet kesimi vs. derken uçağa yetişemediler. İşin ilginç yanı tur düzenleyen hanım da (kendisi dönürü olur)  hava alanında kalamlar arasındaydı. Sonuçta bir sonraki uçakla geleceklerini bildirip,  Erzurum’u onlarsız gezmemizi söylediler. 

Hava alanı çıkışında  bizleri  almaya gelen tur otobüsüne  binerek   Erzurum sokaklarına karıştık. 


Uçak Erzurum üzerinde inişe geçmek için alçalırken ilk göze çarpan sıra dağlar ve üzerindeki karlar.

İlk gittiğimiz yer Erzurum Taş Evleri.

Birkaç eski Erzurum evlerinin birleştirilmesi ile yaratılan oldukça otanttik bir mekan. Birbirinden diğerine  avlularla geçilebilen bu evlerde tarihe tanıklık eden bir çok objeyle karşılaşabiliyorsunuz. Burası aynı zamanda bir nevi restorant müze olarak kullanılmakta.


600


Sabah kahvaltımızı bu evlerde yaptık.

Sedir keyifim :))
Çifte Minareli Medrese:
Erzurum’un semboli olan bu medrese bir Selçuklu eseridir. Iki katlı olan bu medresenin büyük bir avlusu var. Avlunun her iki tarafında öğrenci ve öğretmen odaları bulunmaktadır.
6


Yakutiye Medresesi. Bu tarihi yapı şimdilerde İslam Eserler Müzesi olarak hizmet veriyor.


Atatürk, Kurtuluş Savaşı döneminde bu evde kalır. İki katlı taş yapı olan bu ev şimdilerede müze olarak kullanılıyor.

Atatürk’ün kaldığı ve özel eşyalarının bulunduğu oda.

O yıllarda çok önem arzeden Erzurum Kongresi bildirimlerinin yapıldığı matbaa makinesi.

Atatürk ve arkadaşları Erzurum Kongresi çalışmalarının önemli bir kısmını bu konakta sürdürür.
(3 Temmuz 1919 dan itibaren 52 gün bu evde kalırlar.)



Rüstem Paşa Kervansarayı (Taşhan) şimdilerde Oltutaşı ve gümüşçü dükkanlarının bulunduğu çarşı.

Nene Hatun Heykeli

 Rus işgaline karşı,  Erzurum Aziziye Tabyası savunmasında askerlere yardım eden kahraman Türk Kadını, “Nene Hatun’un mezarı

Aziziye şehitlerinin anısına yapılmıştır.

Önündeki bronz plakada: "Bu gelinlik genç kızlar, ihtiyar erkekler ve nineler, kendi namusları ve Türk milletinin şan-ü şerefi için can verdiler, dövüştüler ve öldüler. Şimdi Türk Milletinin kalbinde yaşıyorlar.(1877-1952)" yazıyor. Hüznü  yüreğinde  hissediyor insan :(

Aziziye Tabyası şehitleri mezarları

Üç Kümbetler, Anadolu mezar anıtlarının en ihtişamlı örneği.

Erzurum’un en eski hamamı “Saray Hamamı”
Zaman çabuk geçti öğlen yemek molası dendi ve Erzurum’un en özel yemaklerinden olan “Cağ Kebap” yendi. Ayıptır söylemesi:))


Erzurum Kongre Atatürk Resim Heykel Müzesi.

Uzundere Erzurum’un en sakin ilçesi ünvanını almış.

Yol boyu dağlarına kar ovalarına bulut gölgesi düşmüş Erzurum’dan uçurtmalara takıldı gözüm......



Totum Şelalesi, adını Erzurum’un Tortum ilçesinden alır. 48 metre yüksekliği ve 21 metre genişliği olan bu şelalenin debiside yüksek.

Demir parmaklıklarla güvenlik altına alınan balkon bölümü diye tabir edilen bu bölümde hafif ıslanmayı göze alarak seyre dalmak....

Oldukça uzun taş merdivenler ve ahşap köprü sayesinde şelalenin alt ve üst bölümleri rahatlıkla gezilebiliniyor.

Evet Erzurum lokasyonu gezimizin son durağıydı Tortum Şelalesi. İstanbulda kalan arkadaşlarımız da nihayet geldiler.

Biraz geç saate kalmış olsakta Artvin’deki otel aranıp yola çıkıldı. 
Bir sonraki postta “Artvinde” gezinmek üzere hoşçakalın.

15 Nisan 2018 Pazar

Gelincik (Gelin alı) Çiçeği..........

İlkbaharın müjdecisi ve gelin kızı "Gelincik"
 
Ömrü çok uzun olmasada bazen tek başına yol kenarlarında, çoğunlukla da kocaman ekin tarlalarını kırmızya boyayan bahar mevsiminin narin, nazlı ve edalı kır çiçeği gelincik.

Kır çiçeği demek al benisiyle gelincik demek.

Geçen hafta Altınoluğa giderken yol kenarında gelincik tarlalarını görünce dayanamayıp arabadan inip gelincik tarlalarına yöneldim.  Tarlanın içinde gezip gözümü gönlümü doyurdum:)

Aynı anda da orada bulunan tarla sahibi hanımlada yaptığım sohbette; “bizler buralarda gelincik çiçeğine  “gelin alı “deriz dedi. Bizler dediğide Türkmen köyünden olduğunu vurgulamak istedi. Ay! hiç duymamıştım çok hoşuma gitti.

Doğayla içiçe yaşayan köylülerimiz şüphesiz ki kır çiçeklerinin kıymetini biz şehirde yaşayanlardan daha çok bilir ve anlarlar.

Bazı köylerde gelinlerin kırmızı duvakla baba evinden çıkarılması, gelin kızların  kına gecelerinde başına kırmızı örtülmesi, kırmızı kuşakla evden çıkarılması.........

Bunları düşününce bu hassas ve narin çiçeğe hayranlığım daha da artı.

Anadolunun çeşitli yerlerinde “Gelincik” çiçeğine, kır lalesi, gangılız, çoban gülü, gelin çiçeği gibi halk dilinde adlar verilmiş.

İnternetten aldığım, insan yaşamıyla bağdaşdaştırılan iki örneği "aynen" paylaşımıma ilave etmek istedim.

Gelinciklerin topraktan belirli aralıklarla bitmesi, sevip de kavuşamamayı da simgeler. Gelincik çiçeklerini dikkatli incelediğimizde her birinin birbirinden uzak olduğunu gözlemleyebiliriz. Belki de bu nedenle gelincik kavuşamamanın yürekte açtığı derin yarayı görselleyen en manidar çiçeklerdendir.

Gelincik hassas yapısı ile en çokta hassas insanlarla bağdaşır. Gelinciğin kırmızı yapraklarının ince ve sedefimsi dokusu kişinin yüreğinin inceliğini, hassaslığı çiçekteki siyah çizgilerin dalın bir kısmını kaplaması ise kişinin yüreğindeki acının kimi zaman sevgiden baskın bir şekilde hissedilmesini simgeler.








Sevgili blog dostlarım, tabiat ananın görünmez eli gözünüze gönlünüze gelincik çiçeği naifliğinde dokunması dileğiyle..


13 Mart 2018 Salı

Bahçede kış temizliği.......


Tam zamanıdır deyip geçen hafta bahçede kış temizliği yapıp, bahçeyi bahara hazırlamak için birkaç günlüğüne Altınoluk’daki eve gittik. Bahçede bulunan meyve ağaçların (Mandalina, portakal, hünnap, asma )  budatıp,  bahçede çıkan otları ayıklattık. 
Tam bu ay bitkilerin (hanımeli,begonvil) filiz vermeden budanması gerekiyor. Aynı zamanda meyve ve süs ağaçlarının da dikim zamanı. 
Bereket yağmurlarının başladığı bu aylarda yabani otların kökten ayıklanması çok önemli. Tam yayılma zamanları. Çıkan otların  tohumları yayılmayı artıracağından bahçenin dışına çıkarılmalı. 
Balıkesir’e gelirken bahçeden tprak ve evdeki tohumları getirdim. Burada çimlendirmek  daha iyi oluyor. Devamlı elimizin altıda kontrolde oluyorlar .Havanın durumuna göre biraz içeri biraz dışarı götürüp getiriyoruz.:)))

İlk iş kapı girişinde olan kivi ağacı budandı. Kivi ağacı çok dalanaıp budaklanan bir ağaç.
Çiçeklenmeye başlayıp döllenme işi tamamlanınca erkek oln kivi tekrar budanıp azaltılacak.

Yabani otlar her bir yeri sarmış. Öyle ki sebzelerin fazla büyümesine fırsat vermemiş.
Kesinlikle yabani otları kökten çıkarttırmaya özen gösterin. İşin kolayına kaçıp üstten koparıyorlar.
Oh ya mis gibi toprak kuksu sardı etrafı:)))
Korunaklı yerlere aldığım saksıları güneşe çıkardım.
Tohumları yukarıda görüldüğü gibi pet şişelere ekiyorum. 
Güneşli havalarda kapağını açıp, soğuk hava ve akşamları kapağını kapatıyorum.
Bu tohumları Konyadan sevgili blog arkadaşım Türkan Hanım’dan.


Tohumlar kimin bahçesinden elde ettimse o kişinin adını alır benim  bahçede.:))
Yapmak isterseniz pet şişenin altını bir kaç yerden delmeyi unutmayın derim.

Bolluk ve bereketin her eve her bahçeye uğraması dilegiyle......