18 Nisan 2016 Pazartesi

Ufak bir kaçamak........

Haftasonu Altınoluk'daydım. El bileğimde fizik tedavi görüyorum, hafta sonları tedavi olmadığı için kısa bir kaçamak yapıp yazlık eve gittim. Eşim önceden gidip biraz bahçe bakımı yapıp yazlık sebze ekim yerleri hazırlamakla uğraşırken bende ağaçları çiçekleri, böcekleri hem sevdim hemde fotoğraflamaya çalıştım.

Bu aylarda meyve ağaçlarının kokusuyla arıların sesleri muhteşem olur. Dakikalarca onların izledim sanki çalışırken şarkı söylüyorlar gibi gelir bana sesleri:) Çıldırmış gibi o çiçekten diğer çiçeğe konup dururlar.

Ee.. biraz deniz kenarı, biraz doğa ziyareti derken iki gün bitti.

Güzel bir hafta dileğiyle............

Mandalina çiçeği arılar harıl harıl çalışmaya başlamışlar.

Mandalina kıştan beri ağaçta durdu yağmura fıtınaya rağmen...

Bakalım ne kadar daha duracak çiçeğini gördü beraber büyüyorlar:)

Limon ağacı çiçeğinin kokusu bir başka güzel.

 

 

 

Itır bitkisinin çiçeğine ilk defa denk geldim.

Zeytin ağacı, bu sene bereketli verim olacak galiba.

Halı gibi kaplamış etrafı.
otlarla karışık çıkan kır çiçekleri hastasıyım diyebilirim.

 

Deniz çok sakin ve pırı pırıldı...

Hem kafayı hem ayakları dinlendirdik....

Kumsalda beş taş oynadım sol elle ne kadar becerebildimse:)

Oltaya takılan balık...... Nasıl geldim bu oyuna der gibi bakıyor:)

Denize yakın bir bahçe duvarındaki salyangozlar aile boyu

güneşleniyorlar:)

 

 

8 Nisan 2016 Cuma

Gezgin Kova 2 Yaşında!

Bir yaş derken iki olmuşum :)
Siz blog arkadaşlarım, güzel yürekli insanlar bu yıl da sizlerle beraber olup bir yaş daha büyümenin sevincini sizlerle paylaşmak istedim.
Bloguma uğrayıp nezih yorumlarınızla beni yüreklendirdiğiniz için hepinize çok teşekkür ederim.
İyi ki varsınız hep var olun.
Aranızda olmaktan çok mutluyum:)
Sevgilerimle.

29 Mart 2016 Salı

Erik Ağacı.........

Sevgili erik ağacı seni tanımam, pardon seni görmem kuşlar sayesinde oldu. Aslında sen hep oradaydın ama ben sana " görmek için değil bakmak için" bakmışım. Soğuk bir kış günü kuşların sesiyle uyanıp odamın camını açtığımda seni "gördüm". Hani yenilerde çok kullanılan bir söz var " senden elektirik aldım" ha işte! Ben de öyle oldum. Her sabah camı açtığımda seninle bazen birbirimize gülümsedik bazen da hüzünle bakıştık. Sesli konuşamadık ama vücut dilimizle ne demek istediğimizi birbirimize çok iyi anlatabildik değilmi?

 

Gün geldi dalların yağan karın ağırlığını taşıyamaz hale geldin........

Gün geldi gelin olmuş gibi çiçeklerle bezendin......

 

Gün geldi yeşil elbiseni giydin etrafına huzur verdin..........

Gün geldi yapraklarının arasında küçük meyvelerinle yaşama merhaba dedin....

İşte o gün!

Kuşlarların cığlıkları ile çocuk seslerinin birbirine karıştığı o gün:

Çocuklar okul dönüşü çantalarını yere bırakmış, daha tam olmamış meyvelerini yere düşürmek için dallarına taş atıyorlardı, sende meyvelerini korumak için dallarını bir sağa bir sola kaçırıp duruyordun.

Kuşlar da tependen çığlık atıp yapmayın çocuklar der gibi kanat çırpıyorlardı.

Hemen çocuklara kızıp onları oradan uzaklaştırdım,

Ama sen; Onlara kızmama mı onların daha çocuk olduğunu, kızacaksan siz büyükler önce kendinize kızın dedin......

Siz büyükler. Yeni filiz vermiş olduğum çiçekli dallarımı hunharca kırıp, olmamış meyveleri toplayıp yemeden yerlere atıyorsunuz. E... çocuk bu, büyükler yapıyorsa doğrudur sanıp................

Çok haklıydı ne diyebilirdim ki ? Sadece çok üzülüp utandım........

 

Sevgi ve empatinin yoğun olduğu huzur dolu bir hafta dileğiyle.........

 

Not: Sevgili dostum Erik Ağacı, telaşeden unuttum söylemeyi oğlum dörtgün önce ablasını ziyaret etmek için

Kanada'ya gitti. :))) Ablanın heycan ve sevincinide seninle paylaşmak ıstedim işte...........

 

13 Mart 2016 Pazar

Piknik mi ? Piknik.............

Geçen hafta güneş bi gülümsüyor bi bulutların arkasına saklanıyor, her an yağmur inecek gibi duruyor.

Benim de içimden güneşi görünce şöyle bir su kenarına gidip yerlere serilesim geliyor ama havaya güvenemiyorum derken ani bir kararla termosa sıcak su doldurup sepete lazım olan kahve, çay bardaklar, yanında o an evde orada yiyebileceğimiz bi şeyler koyup gazete, kitap alıp yola çıktık.

Yola çıktık derken gideceğimiz yer 10 km. Uzaklıkta bir piknik alanı "Değirmen Boğazı " adı gibi doğası da güzel.

Eskiden buraya hemen hemen her hafta sonu gelirdik. Çocuklarımın, yaşlılarımızın çok hoşuna giderdi dere, ağaçlar, oyun yerleri, en güzeli rahat nefes alacağın hava, ayaklarını yere basacağın doğal bozulmamış bir yerdi.

Emekli olduktan sonra yılın yarıdan çoğunu yazlık evde geçirmeye başlayınca buralara uğruyamaz olduk.

Hava nedeniyle gidip gitmemekte boşuna teredüt etmişiz. Sanki Balıkesir'in yarısı oraya taşınmış tabi tam donanımlı piknik yapılıyor ee uzun ve soğuk kış günlerden sonra......

İyikide gelmişiz diyip attık kendimizi yerlere gerçi temiz hava yerine biraz mangal havası çektik çiğerlerimize ama biraz yürüyüp yükseklere çıkınca temizledik çiğerleri diyelim.

Fotoğraflar benden yorumlar sizden olsun:))

Güzel bir hafta olsun.

İki kırlentle kilim arabanın bağajında hep hazırda durur:)

O
 

 

Karınlar doymuş, çay keyfine hazırlık yapılıyor. Ee nediyelim?

Keyfiniz bol olsun, biz de termos çayına devam.......:)

 

Hanımlar yukarılara çıkıp kuzu kulağı, kaz ayağı otlarını toplayıp

ayıklamaya başlamışlar bile.

 

Geriye kalanlar :(

Miniklerden.......

 

 

6 Mart 2016 Pazar

Keçiboynuzu..........


Yenmesi biraz zahmetli olsa da tüketmenin değişik yollarını bulup tüketmek gerekir diye düşünenlerdenim.

Keçiboynuzu bana çocukluğumu, mahallemi, mahalleye eşek sırtında keçiboynuzu, kırık leblebi ve iğde getirip satan tonton amcayı bekleyişimizi, alınanların kardeşlerim ve arkadaşlarımın arasında paylaşılıp nasıl bir iştahla yediğimiz O güzel günleri anımsatır.

Neyse ben çocukluk yıllarımın özlemini bir kenera bırakayım asıl anlatmak istediğim şu: Her meyve ve sebzede olduğu gibi bununda bedenimize çok faydaları var hiç olmazsa senede birkaç kez tüketmek gerekir.

Yalnız keçiboynuzu alırken dikkat etneniz gereken en önemli şey, renginin açık kahverengi değil de koyu kahverengi ve parlak olmasıdır. Bu arada keçiboynuzu ağacını ilk defa Datça'da görüp dalından yiyince tazesiyle bayatının farkını daha iyi anlıyorsunuz.

Eczane ve marketlerde reçelinden tozuna kadar değişik şekilde satılıyor.

Faydaları saymakla bitmiyor......... Kışın rahatsız olupta boğazındaki balgamı çıkaramayanlar denesin derim.

Keçiboynuzunu doğal olarak tükketmekten yanayım ama artık eskisi gibi yemek zor. Dişler yapay olunca dikkat istiyor.

Daha kolay tüketmek için karışık kompostu yaparken içine bir kaç tanede keçiboynuzu koyup kaynatınca yemesi daha kolay oluyor (hem etinden hem sütünden misali) tabi çekirdeklerine dikkat etmek gerekiyor.

Çekirdek demişken bir yerde okumuştum; keçiboynuzu çekirdeğinin doğada ağırlığı değişmeyen tek tohum olduğundan, Araplar, Selçuklular ve Osmanlı döneminde ağırlık ölçüsü olarak kullanılırmış.
Sunması benden, yemek veya içmek tercihi sizden olsun.

Güzel bir hafta olsun.........

2 Mart 2016 Çarşamba

Canım Oğlum.........

 

Bugün senin doğum günün! Yeni aldığın yaş sana, yuvana, sağlık huzur ve mutlulukla gelsin......
Oğul! Doğum günün kutlu olsun.......
Sen huzursun........
Sen sevgisin..........
Sen yaşamsın........
Sen baharsın..........

 

 

14 Şubat 2016 Pazar

Teneke Kutular......

Küçük teneke kutuları mutfakta hem dekoratif olarak hem de çok amaçlı kullanıyorum.
Yazın kurtmuş olduğum çeşitli meyveleri, otları ve sebzeleri ( sebzeleri asmayıda çok seviyorum) kutulara koyup mutfakta kalorifer üzerinde tutuyorum.

Kalorifer üzerinde teneke kutuda olan meyve, sebze kuruları ve otlar nemden uzak çıtır çıtır uzun süre kalıyor.

Naneyi, fesleğeni, ve kekiği kutulara aromalarını kaybetmemesi için ufalamadan koyup, kullanmam gerektiği zaman elimde ovarak kullanıyorum.

Ay! Bu postu hazırlarken oğlum İstanbul'dan ziyaretimize geldi çok sevindik çooooook.

Huzur dolu bir hafta olsun, sevgiyle kalın.





Mutfak balkonumda olan saksı bostanımı görmezden gelemezdim:)

Sepette filiz çıkaran soğanlar saksılara dikiliyor bakmayın az olduğuna,
acil durumlarda çok işe yarıyor.





31 Ocak 2016 Pazar

Sen yeterki okumak iste..........

 

 

Bu karaleri geçen hafta semt pazarında çektim.

Hava buzzzz gibi etrafta kar, tepede güneş!

Bugün semtimizin pazarı, pencereden hava kontrolü yapıyorum buzzz canım dışarı çıkmak istemiyor ama mutfakta dolaplara bakınca da gitmem gerekiyor.

Pazarda üstü acık teneke kutularda ateşler yakılmış ( ben onlara açık hava sobaları diyorum) satıcılar birer birer ellerini ısıtıp tezgah başlarına dönüyorlar. Sebzelerin çoğuda don yamiş , çok soğuk diyorum tezgah sahibine; şimdi iyi güneş ısıtıyor sabah daha çok soğuktu diyor.

Yan tezgahta bir satıcı hanım dikkatimi çekiyor elinde eski bir gazete parçasını dikkatlice okumaya çalışıyor, arada bir parmaksız eldivenin uçlarındaki parmaklarını nefesiyle ısıtarak.

Onu öyle görmek beni hem hüzünlendirdi hem de sevindirdi çünkü; bi an kendimi düşündüm benimde çok yaptığım şeydir şartlar, yer, zaman fark etmiyor eski bir gazete veya dergi yaprağıda olsa okumamışsam ona odaklanır okumaya çalışırım.

Her neyse alışverişi yarıda bırakıp hemen eve gidip ipadı alıp gazete okuyan hanımın yanına geri geldim.

Buz gibi bir havada ve işinin arasında gazete okumasından çok etkilendiğimi belirtip iki kare fotoğrafını çekip sayfama koymak istediğimi söyledim. Memnuniyetle kabul ettiğini belirtti.

Müşterilerden fırsat buldukca ara ara sohbet etmeye çalıştık. Kitap, dergi, gazete ne bulursa okuduğunu, okumayı çok sevdiğini, ilk okuldan sonra çok okumak isteyipde okutulmadığını, ama kendisi iki çocuğundan birinin üniversitede diğerinin lisede okuttuğunu üstüne basa basa gururla anlattı.

Dedim ya hava buz gibi, ara ara müşteriler gelip gidiyor bunlara rağmen, kısaca hayat hikayesini sıcak ve samimi bir anlatımla daha da önemlisi bana güvenip paylaşması "yaz güneşi " gibi içimi ısıttı.

Fazla vaktini almadan, mümkün oldukça görüşmelerde gazete dergi ve kitapla misafiri olacağımı, bana zaman ve paylaşımları için teşekkür edip ayrıldım.

Bizim sohbetimizi gören diyer tezgah sahipleri bizide çek bizim sorunlarımızıda söyle demeye başlayınca çok utandım acaba yanlışmı yaptım dedim kısaca durumu izah edip mahçup bir şekilde oradan ayrıldım.

Okumak isteyipte okutulamayan adı Ayşe, Fatma, Hatice, Türkan ..................olmuş fark etmez okumaya gönül vermiş herkese yürekten selam olsun.

 

 

22 Ocak 2016 Cuma

Tığ işi yelek.....

Geçen kış evde yarım kalan yünleri değerlendirmek için tığ şi bu bu yeleği ördüm.

Çok kullanışlı ve (Bakmayın delikli olduğuna) çok da sıcak tutuyor.

Bu sene de biraz uzun bir yelek, daha değişik iple yapıp beraber yayınlayım diye düşünmüştüm. Maalesefki bileğimde olan rahatsızlık nedeniyle tığ kullanamadım.:(

Daha önce uzun tunik şeklinde örmüştüm ( hediye oldu) çok şık durmuştu.

 

Üzüntüden, sıkıntıdan uzak bir hafta sonu diliyorum..

 

10 Ocak 2016 Pazar

Boş parfüm şişeleri ...............

Kızımın yıllar önce iş gezisi için ilk yurdışına çıktığında, gitmiş olduğu ülkeden bana ve kendisine almış olduğu parfümlerin şişelerini, ben de anısı olduğu için atmaya kıyamamıştım.

Hem kızımın hemde oğlumun küçükken oynadıkları "bazı" oyuncaklarını atmaya kıyamayıp sakladığım gibi.

Evet gelelim şişeleri nasıl değerlendirdiğime. Şişelerin önce ağız kısmındaki aparatları bir pense yardımıyla çıkardım.

Kızımın oyuncak bebeklerinin kafalarını alıp şişelerin üzerine kuvvetli bir yapıştırıcıyla tutturdum.

Ha! yapıştırmadan önce birinin içine renkli kolonya ile doldudum. Diğerini ise akralik cam boyayla boyadım.

Ayıptır söylemesi ben çok beğendim. Sizlerde beğendinizmi?:))))

Güzel bir hafta diliyorum.

Ufacık şişelerimden bir kaçı :))))

 

31 Aralık 2015 Perşembe

Merhaba 2016...........

 

Her yeni bir yıl ; yeni umutları, yeni başlangıçları, beraberinde getirir.

Bugün 2016 yılının ilk günü. Umut ediyor ve diyorumki: Ülkemize ve dünyaya barış, sevgi, huzur ve sağlık getirsin.

Musmutlu bir yıl olsun hepimize......